Uğur Mumcu Cinayeti: On Dördüncü Bölüm

Önceki gün Uğur Mumcu’nun katledilişinin on dördüncü yıldönümüydü…

Düzenlenen anma merasimlerinde Mumcu Cinayeti’nin hâlâ aydınlatılamamış olmasına
tepki gösteriliyordu. Eşi Güldal Mumcu, “Umutlu olmak istiyoruz” diyordu…
Mumcu öldürüldüğü andan itibaren “İslamcılar yaptı!” önyargısı kamuoyunun zihnine şırınga edilmiş ve uzun bir süre bu bağlamda bir psikolojik harekat yürütülmüştü…

On dört yıl boyunca tam yedi kez Uğur Mumcu’nun katil zanlısının yakalandığı haberi basında öne çıkarıldı! -Yediden de fazla olabilir ya; artık yorulduğum için yediden sonrasını saymadım…

Ezcümle, en az yedi kez yakalandığı halde Mumcu’nun katili bir kez bile yakalanamadı!

Mumcu öldürüldüğünde iktidarda laiklik konusundaki duyarlılığı tartışılamaz olan DYP-SHP hükümeti vardı. O hükümet de, sonraki yıllarda gelen yine “laikliğinden kuşku duyulamayacak” Yılmaz veya Ecevit’in başbakanlığını yaptığı hükümetler de cinayeti aydınlatmaya yanaşamadılar bile!

Uğur Mumcu Cinayeti toplumu laik-anti laik diye kutuplaştırma noktasında maalesef çok etkili olmuş bir provokasyondu.

Öldürülen kişinin dünya görüşüne bakarak artı Mumcu hadisesinde olduğu gibi vitrine “tetikçi” rolünde çıkarılan veya Danıştay Saldırısı ile Hrant Dink’in katlinde olduğu gibi gerçekten tetikçi olan maşaların siyasi görüşlerinden yola çıkarak suikastlar hakkında karar vermek en çok perde arkasındaki yapımcıları sevindirir. Böyle bir illüzyon
gösterisine balıklama dalmak provokasyonu yapanların amacına hizmet eder…

Mumcu katledildiğinde laikçi yazarların hemen hepsi “Fikirlerine tahammül edemeyenler onu öldürdüler” diye yazarak “İslamcı kesime” faturayı çıkarma kolaycılığına düştüler; arzın merkezine seyahat etmeyi hiç denemediler.

Elbette böylesi çok daha konforluydu: Laikliğin güçlenmesine katkıda bulunmak varken provokasyonların perde arkasını eşelemeye çalışmanın alemi yoktu!

Merak ediyorum: Cumhuriyet gazetesi efsanevi yazarı Uğur Mumcu’nun katledilmesinin ardında hâlâ “İslamcıların olduğuna” inanıyor mu, diye…

Bir an için Uğur Mumcu Suikastı’nda sonuna kadar gidilebildiğini hayal edelim. Böyle bir durumda Cumhuriyet gazetesi “Kızılmaske’nin Yüzü”nü görmeye gerçekten cesaret edebilecek mi? (Aynı şekilde Danıştay Saldırısı hatta kendi gazetelerinin peş peşe
bombalanması olayında gerçeği öğrenmek isteyebilecekler mi?)

Bunları şunun için soruyorum: Finalde söz konusu provokasyonlarla ilgili olarak ortaya “İslamcı bir örgüt” veya kamuoyuna pompalanan psikolojik harekatın bize dikte ettirmeye
çalıştıklarının tersine bir mekan/bir yapı çıkarsa Cumhuriyet Gazetesi ya da laikçi-solcular ne yapacaklar, mesela?

Artık aşina sayılabilecek bir sahneye zum yaparak bitirelim: Uğur Mumcu üzerinde çalıştığı Kürt Dosyası’na “Abdullah Öcalan’ın 12 Mart döneminde ciddi bir ceza almak üzere iken devlet içindeki bir yapı tarafından kollandığı kuşkusunu” araştırarak girişmişti…

Konuştuğu kimselerden biri de 12 Mart döneminde Apo’nun tahliyesini sağlayan Baki Tuğ idi. Sonraki yıllarda siyasetçi olarak tanıyacağımız Tuğ, öldürülmeden kısa bir süre önce Mumcu’ya bazı belgeleri arayacağını söylemişti. Mumcu bu belgeyi bir türlü alamamış,
Baki Bey de varlığından emin olduğu söz konusu belgeyi hiçbir zaman bulamamıştı!

Belge? “MİT, 12 Mart’ta sıkıyönetim makamlarının ‘yanlışlıkla’ tutukladığı elemanları olursa devreye giriyor ‘mensubumuzdur’ diye yazı gönderiyordu.”

Gazeteci Avni Özgürel ise (Radikal, 27 Ekim 2003) “Apo’yu 1965′te Fikir Ajansı’nda görüyordum. Orası MİT’e ait bir yerdi” diyecekti…

TAMER KORKMAZ-ZAMAN GAZETESİ- t.korkmaz@hotmail.com

Tamer KORKMAZ kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yorum Yapın